Güzergah:  Tirebolu – Akçaabat – Trabzon

Tirebolu plajından güne merhaba diyorum bu sabah. Dün çadır kurarken karşılaştığım bir abi denize çağırıyor beni, sabah erken saatlerde denizin sıcaklığını ve çarşaf gibi oluşunu bilirim lakin bugün hedef Trabzon o yüzden erken yola koyulmam gerek. Ben toparlanırken kendisi yüzüp geliyor ve sohbete başlıyor bir yandan. Daha önce kendisi de bisiklet sürmüş bu abimiz Erzurum’da yerel bir kanalda muhabirmiş. Bizim zamanımızda yoktu böyle bisikletler ama Rus yapımı sağlam bisikletler vardı diyor ve başından geçen birkaç olayı anlatıyor. Benim toparlanmam bitince de vedalaşıyoruz ve düşüyorum yola..

Çok geçmeden Trabzon sınırları içerisine giriyorum ve Vakfıkebirden geçerken meşhur Vakfıkebir Ekmekçileri dikkat çekiyor hemen. Bu ekmeği çok severim lakin çok büyük olduğu için alıp kendime yük yapmıyorum. Akçaabata gidip biran önce köfte yemek istiyorum 🙂

Yol üstünde küçük bir kayık atölyesine rastlıyorum. Uzaktan fotoğrafını çekerken içeriden biri sesleniyor ;

-Gel gel..
-Selamün aleyküm ustacım kolay gelsin.
-Aleyküm selam, hoşgeldin buyur otur çay iç.
(Ve çaylar yudumlanırken muhabbet koyulaşır..)

IMG_20140802_123009

Hasan ustamız daha önce İstanbulda mobilya işi yapmış ama yaşıda ilerleyince memleketine geri dönmüş ve küçük bir kayık atölyesi kurmuş. Kayık üretiyorlar veya bakımlarını yapıyorlar. Bir kayığın yapılış aşamalarını, hangi bölgelerde hangi tür ağaç kullanıldığını ve daha birçok bilgiyi anlatıyor bana. El işçiliği olan bu ürünlerinde fiyatları oldukça pahalı. Kimisi alıp evinde dekor olarak bile kullanıyormuş bu kayıkları. Hasan abi ile güzel muhabbetin ardından kendisine en iyi köfteyi nerede yiyebileceğimi soruyorum. Köfteci Nihat veya Saray olabilir diyor. Yol üzerimde Saray Köftecisi daha yakın olduğu orayı tercih etmemin daha iyi olacağını söylüyor. Kendisi, etraftaki merakları torunları ve diğer çocuklar ilede bir hatıra fotoğrafı çekip ayrılıyorum bu güzel insanların yanından.

IMG_20140802_211541

-Kolay gele Hasan ustam..

Karnım acıkmaya başladı ama Akçaabata kadar sabır ile pedallıyorum ve açlığımında tavan yaptığı an Saray Köftecisine ulaşıyorum. Sıcak kanlı bir yaklaşım sergileyen mekan bisikletim ile aynı masada köfte yememe bile imkan tanıyor. Eh bir bisikletçi için bundan daha keyifli ne olabilir ki. Yol arkadaşın ile aynı masadasın, ben yiyorum o sadece dinleniyor 🙂

Ustam hele getir bakalım şu meşhur köftenizden bir porsiyon. Bu köfteyi meşhur yapan en temel özelliği ise bu yörede yetişmiş hayvanların etinden yapılıyor olmasıymış. Köfte geldi gelmesine ama ardı arkası gelmek bilmiyor. Kötenin yanında bulgur pilavı, turşu, ezme geliyor ama yetmez 😛 bende ekliyorum ver birde yayın ayranı be ustam. Ayran dediysek öyle bir bardak değil sürahi ile. Mekanda çok fazla çalışan var ve servisleri de  gayet güzel. Giresun kalesinde ki ızgara tavuk macerasından sonra iyi geliyor bu.

IMG_20140802_132218

IMG_20140802_135151Güzelim köfteler bir çırpıda bitti. Ben bir bardak çay beklerken küçük bir demlik ile çay ve yanında baklava geliyor. Baklavada cevizli değil hee fındıklı. E tabi bu coğrafyanında baklavası böyle olur. 6 dilim baklava bir tabakta geliyor yanında bir boş tabak daha var. Sanırım yiyeceğimiz kadar alıp gerisini bırakıyoruz baklavaların ama 6 baklava nedir ki. Ben direk tabakların yerini değiştirip dolu tabağı önüme alıyorum. Baklavaları yerken gerine gerinede çayımı uzun saçlıya ithafen yudumluyorum hemde bardak bardak. (Bu arada yediğim içtiğim herşey için toplamda ödediğim tutar 19TL)

Yeme içme faslı o kadar uzun sürdü ki öğle sıcağınıda burada geçirmiş oldum. Yola çıkıp çok geçmeden Trabzon’a varıyorum. Önce çadır kuracak yer arıyorum fakat Trabzon merkez veya civarında çadır kuracak bir yer bulamıyorum ne yazık ki. Öğretmen evine gidiyorum fakat yer yok. Burada emekli bir öğretmenlede ayak üstü sohbet ediyorum. Kendisinden Trabzon hakkında internet haricinde bilgiler alıyorum. Halktan aldığım bilgiyi her zaman internetteki bilgiye tercih ederim. Öğretmen evinin karşısında olan polis karakoluna gidip çadır kuracak bir yer soruyorum malesef yardımcı olamıyorlar. Polis evide doluymuş. Neyse en kötü pansiyonda kalırım diyip en azından gündüz gözü ile Trabzonu gezeyim diyorum. Trabzon merkezi araç ve insan trafiği ile dolu. Bu yüzden kendimi tarihi Ayasofya Camisine atıyorum. Hafif bir tepede kurulu bu cami deniz manzaralı birde bahçeye sahip. Girişteki güvenliğe burada çadır kurup kuramayacağımı soruyorum. Yatsı namazından sonra kurabilirsin diyorlar ama ben yinede uygun bir pansiyon bakıyorum kendime. Nitekim geceliği 55TL’ye Star pansiyon ile anlaşıyorum.

NOT: Bu pansiyon “Trabzon ve pansiyon” denilince akıllara gelen çömlekçi bölgesinde değil! Anlayan anlar 😀

Sıcak bir duş ve çamaşırlarımı yıkatmak için bu günlük iyi bir tercih oldu burası. Gece trabzon merkezde gezintiye çıkıyorum. Para çekmek için sorduğum bankayı en az 5 kere anlatan ve anladığıma kanaat getirdikten sonra susan Trabzonlular yok değil. Değişik mekan isimlerine de rastlıyorum burada. Örneğin “Chicken @” yani tavuk etini kastediyor sanırım 🙂 Birde “Gıt Gıt Chicken” vardı. Hamsi zamanı olmadığı için hamsili lezzetleri tadamasamda buraların eti güzelmiş. Et döner ve içli köfte yiyorum akşam. İçli köfteyi hamsili yapsalar nasıl olur diyede aklımdan geçirmiyor değilim. Dönerin üstüne çay ve birde gürcü yapımı bir maden suyu iyi gidiyor.

PhotoGrid_1413019219490

Tur Bilgileri

Günlük Alınan Mesafe: 104km
Ortalama Hız: 21km/s
Toplam Alınan Mesafe: 386km

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Post Navigation