Güzergah:  Trabzon – Sümela Manastırı – Trabzon

Bugün ki rotam Sümela Manastırı olması nedeniyle heyecandan sabah erkenden uyanıyorum. Dün gece yıkatmak için verdiğim çamaşırlarımı almak için kaldığım pansiyonun yönetim bölümüne gidiyorum. Arkadaş uzanmış kanepeye uyuya kalmış. Çamaşırlarımı sorduğumda henüz kurutma makinasına atmadığını söylüyor. Arkadaş uyuyacağına biraz ilgilensen iyiydi ama neyse. Kurutma makinasına atıyoruz eşyalarımı kısa programda. Bende bu arada toplanıyor ve kahvaltının hazırlanmasını bekliyorum. Kahvaltımı yapıp ve çamaşırlarımı aldıktan sonra yanıma sadece bugünlük lazım olabilecek eşyalarımı alıyor ve öyle çıkıyorum yola. Nasıl olsa Sümela Manastırından sonra geriye Trabzon’a geleceğim. Bundan dolayı bütün eşyalarımı taşımaktansa kaldığım pansiyona bırakıyorum çoğunu.

IMG_20140803_081400Trabzon’u çok geçmeden Sümela Manastırı için yöneliyorum dağların içerisine doğru. Günlerden pazar olduğu için yol kalabalık olacağa benziyor. Güzel manzaraları fotoğraflayarak giderken yanımdan geçen bir kamyonet az ileride duruyor. Biraz bekledikten sonra geri geri gelmeye başlıyor ve anlıyorum ki benim yanıma geliyor bende ona doğru ilerliyorum. Kamyonetten inen rambo görünümlü biri güleryüzü ile selamlıyor beni. Kendisininde bisikletçi olduğunu söylüyor ve tanışıp başlıyoruz muhabbete.

Muharrem abi; Trabzon İl Jandarma Komutanlığında Köpekli Arama Kurtarma Timinde Uzman Çavuş olarak görev yapıyormuş. Bulduğu her fırsatta da bu dağları tepeleri bisikletiyle geziyormuş. Buralarda çok bisikletçi olmadığı için beni görünce durmuş sağolsun. Kendisi göreve gideceğini ve biraz daha muhabbet etmek için Maçka’ya kadar birlikte gitmeyi teklif ediyor. Maçka’ya fazla kalmasa da böyle bir insan ile tanışmak ve sohbet etmek için atıyoruz bisikleti kamyonetin arkasına. Yolculuk esnasında dönüş için bir plan yapıyoruz ve akşam Maçka Jandarma Komutanlığında buluşmayı planlayıp ayrılıyoruz. Onlar kaybolan epilepsi hastası bir kadının peşine ben ise manastırın yolunu tutuyorum. Güzel insanlar ile karşılaşıyorum, elinde 2 pet şise suyu olan Muharrem abim zorla da olsa birini bana veriyor. Başka bir ihtiyacım olup olmadığını akşama da evinde misafir etmek istediğini de ekliyor.20140803_092438

Güzel manzaralar eşliğinde tırmanışa geçiyorum. Maçka’dan sonra gerçek yokuşlar başlıyor. Kayaların içerisinden bile ağaç yetişmiş olması nasıl bir coğrafyada olduğumu bir kez daha hatırlatıyor bana. Yol kenarlarında bulunan doğal su kaynaklarından gelen buz gibi suları da kana kana içerek tırmanıyorum yokuşları. Bir yanımda akan Coşandere’nin sesi, rüzgarın uğultusu ile karışıyor ve tüm bunlara kuşların cıvıltısı da eklenince kusursuz bir melodi oluşuyor..20140803_111839

Milli park sınırlarına giriş yaparken araç trafiği oldukça artıyor ve araçların motorlarından gelen kokular rahatsızlık edecek seviyeye ulaşmıştı. Bazı yokuşlarda çıkamayan araçlar yüzünden zaman zaman geriye doğru kuyruklar oluşuyordu. Ben ise çok dik olan bazı yokuşlarda bisikletten inerek yürüyordum. Bu yokuşları çıkarken yol kenarındaki köylülerin kurduğu tezgahlardan közde mısır, semaverde çay (tabi ki uzun saçlıya ithafen.) içmeyi ve muhabbet etmeyi ihmal etmiyorum.

Saat 12 gibi milli park sınırlarına giriyorum. Fakat görünürde piknik alanı ve restoranlardan başka bir şey yok. Meğer manastıra 2-3 km daha yol varmış. Neyse bu kadar yol geldik ha gayret tırmanmaya devam diyorum ama milli park sınırlarına girdikten sonraki yokuşlar gerçekten çıkılacak gibi değil. Yine yürüme devam etmeye başlıyorum bol bol fotoğraf çekerek. Bir ara manastır için patika yolu işaret eden bir tabela görüyorum ama o yoldan gelen giden olmadığı içinde cesaret edemiyorum. Araçların gittiği yoldan manastıra çıkmaya devam ediyorum. Araçla gidilecek yolun sonuna geldiğimde burada küçük bir seyir tepesi olduğunu fark ediyorum ve bir süre manastırı uzaktan seyrediyorum. Sümela Manastırı'nda kapsamlı restorasyon yapılacak

20140803_131953Yorucu ve zor bir tırmanışın ardından bu dinleniş iyi geliyor. Sonunda manastıra vardım diyorum ki manastıra gitmek için yine yaklaşık 500m kadar bir patika yolu daha yürümemiz gerekiyormuş. Ee bisiklet ne olacak diye düşünürken bu patika yolun başlangıcında yayık ayranı satan arkadaştan önce bir ayran içiyorum. Ayranda ayran yani, abartısız söylüyorum ki şimdiye kadar içtiğim en güzel ayran buydu sanırım. (ya da o hararetin üzerine bana öyle gelmişte olabilir ama yinede çok güzeldi o ayran.) 1, 2, 3 derken 3 bardak buz gibi ayranı içiyorum oracıkta. Ee ayrancı arkadaş o kadar ayran içtik, bisikleti şuraya kilitleyeyim de manastırı gezip geleyim sen bakarsın bisiklete. Sağolsun yardımcı oluyor bana ve bisikleti ayrancıya emanet edip manastırın yolunu tutuyorum.

Patika yolda kemençe ve tulumcuların çaldığı næmeler eşliğinde manastıra doğru gidiyorum. Karşıdan şivesinden laz olduğu anlaşılan biri söylene söylene geliyor. “verduğum paraya mu yanayimmm, yaktuğum mazota mi” diye söylenerek geliyor karşıdan 🙂 Patika yolda bitiyor ve sonunda varıyorum Sümela Manastırına. Pazar günü olduğu için giriş biraz kalabalık olsa da müze kartım ile otomatik olarak giriş yapıyorum. (Müze kartı olmayanlara giriş 15TL) Bana Kapadokyada ki kiliseleri anımsatan  bu mekan gerçekten insanı düşündürmeye itiyor. Kilisenin pencerelerinden baktığında Kaçkar Dağları manzarası insanı büyülüyor. Kilise tavanlarında ki freskler ise baş döndürücü oluyor. (sürekli yukarıya bakıp o karmaşık figürlerden anlam çıkartmaya çalışmaktan dönüyor başım 😀 ) 20140803_134356

Freskler;
-Kilise içinde Meryem figürleri Gürcülerin kullandıkları Gürcü madonna şeklinde resmedilmiştir.
-Asıl kilisenin apsis kısmında, güney duvarında yukarıda Meryem’in doğuşu ve mabede sunuluşu, tebliğ, İsa’nın doğuşu, mabede sunuluşu ve hayatı, altta İncilden resimler.
-Güney kapısında Meryem’in ölümü ve havariler.
-Kilisenin doğuya bakan yukarı kısmında 2. sırada Genesis, Ademin yaratılışı, Havva’nın yaratılışı, Tanrı’ın tembihi, İsyan (Adem ile Havva’nın yasak meyveyi yemeleri), Cennetten kovulma.
-Apsis kısmının dışında, yukarıda Mikail, Cebrail bulunmaktadır.
(Alıntı: http://tr.wikipedia.org/wiki/S%C3%BCmela_Manast%C4%B1r%C4%B1)

20140803_13371020140803_133532Lakin buraya kalabalık zamanda gelmemek lazım. İnsan kalabalığından manastırın tüm detaylarını göremiyorsun. Dik ve dar merdivenler yavaş ilerleyenler yüzünden insan trafiğine sebebiyet veriyor.  Manastır içerisinde bulunan kafede oturup Kaçkar Dağları, dağları kaplayan çam ağaçları manzarası ve kokusu eşliğinde çayımı yudumluyorum. Oturacak yerin de zor bulunduğu bu mekanda yanıma oturmak için izin isteyen bir emekli öğretmen ile tanışıyoruz. Semiha hanım emekli olduktan sonra fırsat buldukça geziyormuş. Kendisi ile biraz sohbet edip manastır hakkında merak ettiklerimizi birbirimiz ile paylaşıyor ve fikirler yürütmeye çalışıyoruz. Hatta çekemediği fresklerin fotoğraflarını da alıyor benden 🙂20140803_135831

Dinlenme faslı da bittikten sonra geri dönüş için tekrar patika yoldan bisikleti bıraktığım yere geliyorum. Burada oluşan araç trafiğini düzenlemekte olan görevlilerden biri beni görünce heyecanla yanıma geliyor ve tanışıyoruz. Bugün tanıştığım ikinci bisikletsever (aynı zamanda bisikletli gezginlere yardımsever) arkadaşın adı Levent. IMG_20140803_235456Kendisi iş başında olduğu için fazla sohbet edemesekte kendisinden buralarda yemek yiyebileceğim bir restoran önerisi alıyorum ve iletişim adreslerimizi de paylaşarak vedalaşıyoruz. Manastıra çıkışta birçok restoran olduğu için kendisinden öneri almam çok iyi oldu. Dönüş yoluna başladım ama araç trafiği o kadar yoğun ki gidiş ve geliş içinde yollar kapanmış. Araçların arasından sıyrılarak Leventin önerdiği mekana doğru bırakıyorum bisikleti. Tırmandığım o dik yokuşları tek bir pedal dahi basmadan inmenin verdiği keyifte bir ayrı güzel 🙂 Fakat sürekli fren sıkmaktan ellerimin yorulduğunu söylemeliyim.

Yağmur yağmak üzere iken Altındere Alabalık Tesislerine varıyorum. Burada Leventin yönlendirdiği garsonu buluyorum ve durumu anlatıyorum. Kendisi sağolsun hemen yardımcı oluyor ve donatıyor masayı yöresel yemekler ile. Hamsi mevsimi olmadığı için hamsili birşey yok ama olsun. Kuymağa bandığım vakfıkebir ekmeği, çıtır çıtır kaygana tüm bunların üzerine Hamsiköy Sütlacı. Kaygana ve kuymak ilk defa yediğim şeyler olduğu için yani, bende öncesi olmadığı için birşey diyemeyeceğim lezzetli şeylerdi ama Hamsiköy sütlacı şimdiye kadar yediğim en güzel sütlaçtı. Sütlacın üzerine serpilmiş fındık tozuda olayı nirvanaya çıkartmıştı. Bu güzel yemeğin ardından çayımı da içtikten sonra Maçka’ya doğru yola çıkıyorum. Bu arada Levent sayesinde güzelde bir indirim yaptılar 🙂 Ayrıca burada arap turistlere tur düzenleyen Murat abi ile de tanıştım. Bu seferki kafileden pek memnun değil, bana yaşadığı sıkıntıları anlatıyor. Bunlarla anlaşamayacağım gibi bırakırım bunları yarın diyip duruyor. Her ihtimale karşı Murat abiye işim düşebilir diyerek telefon numarasını alıyorum. IMG_20140803_165325

Yine yokuş aşağı olduğu için fazla efor sarfetmeden ve çiseleyen yağmur eşliğinde Makça Jandarma Komutanlığına ulaşıyorum. Muharrem abiyi arayıp kendisine bilgi veriyorum. Arama işinin biraz uzun sürdüğünü ve beni biraz bekleteceğini söylüyor. Asker ocağına 20140803_180910giriyorum ve buradaki askerler ile tanışıyorum. Muharrem abi haber vermiş olmalı ki askerler hemen bana yardımcı oluyorlar. Yarım saat kadar içerisinde bulunduğum bu karakolda 2 olaya şahit oluyorum. Birincisi oğlunu bulamayan ama kendi kendine evham yapan yaşlı bir annemizin yardım isteyişi, ya da isteyemeyişi.. İkincisi ise para çekmek isteyen bir yaşlı amcanın atm’den para çekmeyi bilmediğini ve başkasına güvenemediği için jandarmadan yardım istediğiydi. Askerlerden kimse karakoldan çıkmaya sıcak bakamadığı için amcaya ben yardımcı oluyorum ve gidip parasını çekiyoruz.

Saat ilerliyor ve askeriye için yemek vakti geliyor. Bende yemeğe davet ediliyorum. Menüde tavuksuyu çorba, taze fasulye, bulgur pilavı ve muz var. Böyle bir ortamda daha önce bulunmadım ama bu an’ı yaşamak gerçekten farklı bir duyguydu. Neyse şimdi karavanadan yemek vakti.. “Tanrımıza Hamdolsun Milletimiz Varolsun.” İlk karavana yemeğimi Karadeniz bisiklet turumda yiyecekmişim meğer. Nasibe bak arkadaş.. Burada vatani görevini yapan İsmet onbaşı ile tanışıyor ve biraz muhabbet ediyoruz. Fazla değil 150 gün kadar kalmış hatta şu sıralar 100 gün kadar şafağı olması lazım. Hayırlı tezkereler İsmet komutanım.. IMG_20140803_181951

Yemekten sonra Muharrem abide geliyor. Birlikte Trabzon’a kadar gidiyoruz ve önce pansiyona bıraktığım eşyalarımı alıyoruz. Daha sonra beni evinde misafir etmek istesede ailesi olduğu için ben çadır kurabileceğim güvenli bir yer göstermesinin uygun olacağını, bu şekilde daha rahat edeceğimi söylüyorum. Birlikte sivritepe adında bir tepeye çıkıyoruz fakat burası çok hoşuma gitmiyor. Son olarak Muharrem abi bekar olarak kalan arkadaşların evinde kalabilir misin diyor. Bende kendisini daha fazla uğraştırmaktan mahçup düştüğüm için bu teklifi kabul ediyorum. Keyfi yaptığım bu gezi için kimseye yük olup rahatsızlık vermek istemediğim için çadırımda konaklasam daha iyiydi ama Trabzonda çadır kuracak yer bulamadık ne yazık ki!

Bisikletimi ve eşyalarımı komutanlığa bırakıyoruz. İsmail ve Gökhan, görevlerini Trabzonda yapan iki uzman çavuş. Bu gece beni evlerinde misafir edecek iki güzel insan. Kendileri ile tanışıyorum ve gece birlikte güzel sohbet muhabbetin ardından uyuyoruz. Henüz tanışalı 1 saat olan bu insanların evinde kalmam birçok kişiye saçma gelebilir. Fakat bu an’ları yaşamayanlar için bu duyguyu, bu insanlara güvenmeyi anlamak elbette zor olacaktır. Bunu anlamanın tek yolu bu an’ları yaşamaktır.. Bakalım daha kimler ile tanışacak, kimlere misafir olacak, kimler ile birlikte aynı çorbaya kaşık sallayacağız kim bilir…

Tur Bilgileri

Günlük Alınan Mesafe: 92km
Ortalama Hız: 14km/s
Toplam Alınan Mesafe: 478km

4 Thoughts on “Karadeniz Bisiklet Turu – Sümela Manastırı

  1. Şeyma 18 Ekim 2014 23:11 tarihinde yorum yaptı:

    Tek kelime ile mükemmel anlatım , teşekkürler

  2. Mücahid YARDIM 25 Ekim 2014 15:21 tarihinde yorum yaptı:

    Bro bizde askeriz ama öyle yemek göremedik be 🙂
    Atarsa @38
    Selamlar

    • Musab Yardım 25 Ekim 2014 15:35 tarihinde yorum yaptı:

      Gece götürdüğünüz kaşarları saymazsak evet böyle yemek her askeri birlikte olmayabilir 🙂 Karadenizde aslerlik bile başka baksana.

      Neyse hele sen bi gelde ne turlar bizi bekliyor onbaşım 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Post Navigation