Güzergah: Ünye – Fatsa – Bolaman – Perşembe – Ordu

Sabah çadıra yakın yerden gelen tıkırtılara uyanıyorum. Yarı uykulu uzatıyorum kafamı çadırdan dışarıya birde ne göreyim. Kamping alanının sahibinin minik kızı, dünyalar tatlısı. Beni görünce ürküyor sanırım, tabii o çadırdan birden ben çıkınca küçücük çocuğun karşısına kaçıyor fotoğrafını bile çekemeden. Neyse diyorum böyle bir güzelliğin tıkırtısına uyanmakta güzel. Saat 7 ye yaklaşıyor. Kalkıp hazırlanıyorum ve 15TL kamp ücretimide ödeyerek ayrılıyorum Ünye’den.

20140731_090424Ünye’den sonra kahvaltı için Güzelyalı ilçesinde yol kenarında bir esnaf lokantasında duruyorum. Buralarda meşhurdur “haşlama”. Sabahları çorbada içiliyor fakat haşlamanın yeri ayrı. Meşhur haşlamacılar da var hatta, bende söylüyorum bir haşlama. Dedim ya esnaf lokantası çalan müzik hiç kulağıma alışageldik birşey değil. Ne çalıyor diye bakıyorum ekrana, “Bergen’den Kurtar Ya’rab” diye bir müzik. Mecburen bu müzik eşliğinde içiyorum haşlamamı ve koyuluyorum tekrar yola. Şarkı etkilemiş olmalı ki kamyoncu sözleri geliyor sürekli aklıma. Amaaan sağına soluna bak biraz Musab. Bak ne güzel yeşil ile mavi arasındaki ince grilikte ilerliyorsun, tadını çıkart. İnce grilik dediğim yol kenarları ise cam kırıkları ile dolu Fatsa’da ve bende ürkek ürkek ilerliyorum dar emniyet şeridinden. Bolaman’dan sonra ise Nefise Akçelik tüneline girmeyip sahil şeridini takip ediyorum. Hem daha sakin hemde tünele girmemiş olmak için. Muhteşem koylara ev sahipliği yapan bu güzergah başlarda güzel gibi görünse de bir süre sonra yolların dar olması ve tünele giremeyen bazı ağır vasıtalar yüzünden pekte keyif vermiyor. Ayrıca sürekli küçük küçük iniş çıkışlar bir süre sonra bıkkınlık getiriyor. Fakat bol bol durup fotoğraf çekerek meşhur uzun saçlı dayının yerine varıyorum.

Boş bulduğum bir masaya oturup çayın gelmesini bekliyorum. Bekle bekle bekle çay falan yok. Tam yanımda oturan 2 kişiye çay getirdiği vakit soruyorum kendisine;

-Bende çay alabilir miyim?
-Ben tek kişiye çay vermiyorum.

deyip dönüp arkasını gidiyor. Tabi ben şaşkın bakışlar içerisinde anca bakıyorum arkasından dayının ak ve uzun saçlarına. Yanımda çay getirdiği 2 kişiden biri diyor dayı biraz aksidir sen bekle yarım saat 1 saat içinde sana da getirir çay. Çayı çok güzel ve mutlaka iç diyerekte tembihliyorlar bana. Bir süre dayının hal ve hareketlerini izliyorum ve anlam veremiyorum kendisinin bu tavrına. Her neyse bu durum karşısında sinirlerim bozulmuyor değil elbet. Tabelası önünde bir selfie yapıyorum ve yaşadığım olayıda anlatarak yüklüyorum sosyal medya hesaplarıma. 20140731_121513Sağ olsunlar birkaç gezgin arkadaş durumu paylaşıyor ve dayıyı boykot kararı alıyorlar. Lakin derler ya reklamın iyisi kötüsü olmaz, olayı duyupta buradan geçen kaç tane tanıdığım varsa uğruyor mekana. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim ama sevinilecek bir tarafı da yok ki arkadaş! Bak burada da olaydan bahsettim şimdi bu kısmı okuyan herkes merak edip gidecek adamın mekanına. Neyse gidin gidin. Sizede çay vermezse gülerim bende size bir tarafımla 😀 Çay vermezse diyorum tanıdıklarımdan giden bazı kişilere de çay vermediği olmuş. Dediğim gibi adam aksi ve ne zaman nasıl tavır sergileyeceği beli olmuyor. O yüzden giderken çay içememeyide gözün alın derim.

Vakitte öğlen oldu güneş tam tepemde bu sıcakta yol alınmaz. Bende yol üzeride bulduğum ilk güzel mekana atıyorum kapağı. Dedeoğlu Restoran, güzel deniz manzaralı açık havada mis gibi ızgaramı yiyorum ve üstüne de bardak bardak çayımı semaverden içiyorum. Ve bundan sonra içtiğim tüm çayları dayıya ithafen içeceğim diyorum kendi kendime. Ulan Karadeniz de çay vermedi adam bana iyi mi ! Karadeniz kültürüne özgü bir ikram çeşidi be çay.Adam bırak ikram etmeyi kimisinden 2.5TL kimisinden 5TL kimisine para üstü vermeyerek nasıl bir ticaret anlayışına sahipse artık. Her neyse Dedeoğlu Restoran demiştim. Adı hatırladığım kadarı ile Alperen olan genç bir arkadaş ilgilendi sağ olsun. Yaşadığım uzun saçlı macerasını anlatınca ise hiç şaşırmadı. Malum dayı kafası estiği vakit çay vermeyince millette, millette yol üstündeki mekanlara uğrar olmuş. Alperen için alışılageldik bir durum olmuş buda. Alperen yemeğimi yedikten sonra abi istersen bu sıcakta bisiklete binme şu hamağa uzan ve dinlen diyor. Adamın dibisin Alperen. Ayrıca istersen duşta alabilirsin diyede ekliyor. Diyorum kendi kendime ne tuhaf bir memleket arkadaş az önce adam 1 bardak çayı esirgedi, şimdi burada bir başkası beni benden fazla düşünüyor. Neyse geçtim hamağa güneş dönene kadar bir güzel kestirmişim.IMG_20140731_133333

Öğleden sonraları karşıdan esen rüzgar yine başlıyor karşımdan esmeye ama sıkıntı yok. Karnım tok sırtım pek yola devam ediyorum. Yason Burnu’na vardığımda biraz dinleniyor ve burada bulunan tarihi Yason Kilisesini ve heykelleri inceliyorum. Daha sonra Ordu’ya doğru yola devam ediyorum. Ordu’da uğramak istediğim yer Boztepe. Boztepe’ye çıkan teleferik ise ana baba günü. Bisikletle de o tepeye çıkasım hiç gelmiyor. Ayrıca Ordu’nun merkezi o kadar kalabalık ki aynı İstanbul trafiğini andırıyor. Ordu merkezde kamp kurabilecek yer bulurum diye düşünürken hayallerim suya düşüyor.

20140731_170826

Ayrıca bu trafikten bir an önce kurtulmakta istiyorum. Karadeniz sahil yolu Ordu’da şehrin tam göbeğinden geçiyor ve bu trafiğin sebebi de bu. Tabi bayram tatili dönüşü olduğu içinde ayrıca bir yoğun. Yakın civarda kamp kurabileceğim yer için internetten araştırma yapıyorum. Yaklaşık 10km ileride Gülyalı ilçesinde bulunan Mavi Dünya Plajını buluyorum ve internette burada kamping alanı olduğu yazıyordu. Doğruca gidiyorum Mavi Dünya Plajına fakat gel gelelim burada kamping alanı falan yok. İnternetteki eski bir bilgi yanıltıyor beni. Neyse görevlilerden rica ediyorum ve çadırımı kurabileceğim bir yer gösteriyorlar bana. Çadırımı mescit olarak adlandırılmış fakat genelde insanların üstlerini değiştirdiği yer olarak kullanılmaya yüz tutmuş yerin yanına kuruyorum.

IMG_20140731_201148Plaj ana baba günü gibi ama gün batımına doğru yoğunluk gittikçe azalıyor. Güneşin kızıla boyadığı denizi görünce dayanamıyorum bisikletimide alıp kıyaya kadar geliyorum ve yine gün batımında yüzmenin keyfini çıkartıyorum. Yıllar sonra keşfettiğim gün batımında yüzmeyi alışkanlık haline getiriyorum 🙂

Yüzme faslı bittikten sonra hava fazla kararmadan çadırımı kuruyorum. Günlük kıyafetlerimi giydikten sonra terli eşyalarımı yıkıyorum ve çadırın iplerine asıyorum. Bu çadırda pek kullanışlı caanım. Rüzgar olmadığına ekstra olan gerdirme iplerini açmıyorum ama şimdi çamaşırlarımı asmak için açtım.

Plajdaki restorantta güzel bir pide yedikten sonra çadırıma yakın yerdeki çardağı ve çardaktaki prizide görünce bir güzel keyifleniyorum. Etrafta kimsecikler yok, dalga sesleri eşliğinde internette vakit geçiriyorum. Bir yandan da taze fındık yiyorum. Günün özetini de notlarım arasına ekledikten sonra uzaklardan gelen karadeniz havası müzikleri eşliğinde uykuya dalıyorum.

Tur Bilgileri

Günlük Alınan Mesafe: 100km
Ortalama Hız: 20km/s
Toplam Alınan Mesafe: 200km

4 Thoughts on “Karadeniz Bisiklet Turu – Ordu

  1. İbo 16 Eylül 2014 21:58 tarihinde yorum yaptı:

    Ulan musap o çayı içememek koymuş sana be 😀

    • Musab Yardım 17 Eylül 2014 20:58 tarihinde yorum yaptı:

      bardakları külle yıkarmış, suyunu dağlardan getirirmiş. çayını çok met ettiler ama ben olsam çayımla değilde insalığımla hatırlanmak istenirdim 😉

  2. bisikletçi 16 Eylül 2014 21:59 tarihinde yorum yaptı:

    vallahi helal olsun abicm özeniyorm size

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Post Navigation