Güzergah: Pamukova – Taraklı – Göynük/Çubuk Gölü

Dün gece son hazırlıkları tamamlayarak kısa bir test sürüşünün ardından “asıl tur şimdi başlıyor! ” düşünceleri ve heyecanı ile uyuyorum, aslında uyumaya çalışıyorum ve sabah saat 6 da uyanıyorum. Annem her ne kadar aç karnına yollamak istemesede bu saatte iştahım olmadığı için ve yola çıkma heyecanından birşey yemiyor ve yola çıkıyorum.Babam ise kapıda dikilmiş gerçekten gidip gitmeyeceğimi merak eder gözlerle beni seyrediyor ve “gitme!” demek isteyipte diyemediğini saklayamıyordu. Gerçekten gideceğimi anlamış olmalı ki yanına bisküvi falan al yolda aç kalırda yiyecek bulamazsan yersin diyordu. Bende tebessümle karşılayıp merak etmemesini ve gerekli önlemleri aldığımı söyleyip vedalaşıyorum.Bu kadar erken çıkma sebebim ise ilk gün için belirlediğim rotanın yaklaşık 96km ve yokuşlardan oluşması ayrıca yol üzerinde görülecek yerlerin çok olmasıydı.

Güneş karşıdan doğuyor ve gün doğuşunu seyrederek yol alıyorum. Alifuatpaşa ilçesinden Geyve, Taraklı yönüne sapıyorum ve lise dönemime ait anılarım canlanıyor birden. Lise 1. sınıfta Geyve Anadolu Lisesinde okurken okula bisiklet ile gidip gelir hafta sonları da Alifuatpaşa turları yapardım ve şuan aynı yollardan geçiyordum. Bu inanılmaz duygu ve düşünceler eşliğinde o günlere ait anıları canlandırarak tın tın çıkıyordum yokuşları. %10 eğime sahip meşhur Taraklı yokuşu. Küçükken Tofaş-Doğan aracımızla gezmeye geldiğimizde hareret yapardı araç ve sağa çekip motorun soğumasını beklerdik bizde. Bakalım benim motor bu yokuşta su kaynatacak mı ! Nitekim motorun su kaynatmasını engellemek için Soğuksu Köyünde mola veriyorum (köyün ismi de manidar olmuş, “Su kaynatana soğuk suuu! “) ve burada Göynüğe gitmek için otostop çeken bir amca ile bayramlaşıyoruz ve muhabbet ediyoruz.

Kahvaltıyı Taraklıda yapmayı planlarken yol üzerinde gördüğüm yörük çadırında köy kahvaltısı beni cezbediyor ve kahvaltıyı burada yapmaya karar veriyorum. Otantik bir şekilde dizayn edilmiş bu çadırda sıcak bir karşılama bayram olması vesilesi ile şeker ve kolonya ikramını da eksik etmiyorlar. Gözleme, çay, peynir, zeytin hepsi köyde yapılmış doğal ve aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz kahvaltı masasının değeri 4TL. 5TL uzattığımda utanarakta olsa 1TL para üstünü alıyorum. Çünkü bu kahvaltının değerinin daha fazla olacağını düşünüyorum. Kahvaltıyı da yaptıktan sonra Taraklıya doğru yol almaya devam ediyorum. Özlemini çektiğim manzaralar eşliğinde yokuş çıktığımı unutuyor ara ara durarak bu kareleri fotoğraflamayı kaçırmıyorum. Manzaranın yanında çam ve kekik kokusu da nefes aldığımı hissettiriyor.

Sonunda Taraklıya varıyorum ve tarihi konakların olduğu sokağa gidiyorum. Tarihi konakları gördükten sonra meşhur Uhud tatlısınıda tadıyorum ve bir çay bahçesinde yorgunluk çayı içiyorum. Bu sırada Rasim dede ile tanışıyor ve sohbet ediyoruz. İşte tur’un güzellikleri başlıyor.  Farklı insanlar, farklı kültürler, farklı mekanlar, farklı muhabbetler…. Taraklı merkezinde gezerken bir fırının önünde 4 tane tur bisikletinin olduğunu farkediyorum. Fırıncıya sorduğumda bisiklet ile İzmitten gelen bisikletçi arkadaşların alabalık tesislerine gittiğini öğreniyorum. Bisikletçi arkadaşlar ile iletişime geçerek benim güzergahım üzerinde olan bir çiftlikte beni beklediklerini söylüyorlar. Taraklıdan ayrılarak bisikletçi arkadaşların bashettiği çiftliğe gidiyorum. Burada çiftlik sahibi tarafından ikram edilen ev baklavası ve ev yoğurdu ile enerji depolayarak serinliyorum. İkramları için kendilerine buradan da tekrardan teşekkür ederim. Bayramda tur yapmanın avantajı da bu olsa gerek. Can, Samet, Kemal ve Umut İzmitten Taraklıya TTNET reklamları ile ünlenen Mümkünlü köyünü ziyarete gelmişler. Tanışıp sohbet ettikten sonra vedalaşıyoruz.

Sakarya il sınırlarından çıkıyor ve Bolu il sınırları içerisine giriyorum. Mudurnuya yaklaşıyor olmanın verdiği etkiyle yol kenarlarında birçok tavuk çiftliğine rastlıyorum. Tavuk çiftliklerinden olsa gerek sinekler tarafından fazlası ile rahatsız ediliyorum. Öğle sıcağını geçiştirmek için Erpiliç tesisleri yanında mola verip biraz kestirmek istiyorum fakat sinekler tarafından rahatsız edilince yola devam ediyorum. Güneş her ne kadar tepemde de olsa Bolu il sınırları içerisinde olduğumu havanın serinliğinden hissediyorum.

Son bir tırmanışın ardından Diyar-ı Akşemseddin yani Göynük’e varıyorum. Öncelikle karnımı doyuracak bir yer buluyorum ve fazla seçeneğin olmadığını görünce mantı yemeye karar veriyorum. Fakat şimdiye kadar yediğim en kötü mantıydı sanırım. İyi kötü karnımı doyurduktan sonra Fatih Sultan Mehmed’in hocası Akşemseddin Hz. Türbesini ziyaret ediyorum. Hafta sonu olması sebebiyle oldukça kalabalık. Ayrıca şehir merkezinde kurulan resim galerisini de ziyaret ediyorum. Boluya ait güzel mekanlar sergileniyordu ve bu gece kamp kuracağım Çubuk Gölünün de resmi dikkatimi çekmişti. Göynük şehir merkezinde gezerken ilgi odağı olduğum çocuklar ile sohbet ediyor ve fotoğrafta çekiliyorum.

Göynükten ayrılarak yaklaşık 12 km uzaklıktaki meşhur yel değirmenleri ile bilinen Çubuk Gölüne doğru yola çıkıyorum. Yol üstünde rastladığım tarihi çınarın ihtişamından etkilenerek bisikletimi ağaca yaslıyor ve ihtişamını ortaya çıkartacak bir fotoğraf çekiyorum. Yaklaşık 2 bisiklet genişliğinde tarihi bir çınar ağacı. Çubuk gölüne vardığımda ilk olarak çadır kurabileceğim uygun bir yer arıyorum. Ve balık tutumak için gelenlerin çadırlarını kurduğu yere yakın bende çadırımı kuruyorum. Bisikletimi koyabileceğim güvenli bir yer bulamadığımdan dolayı bisikleti de çadırın içine koyuyorum. Bu yüzden 2 kişilik çadır tercih etmiştim 🙂 Bisiklet çadır içinde benden daha fazla yer kaplasada güvenli bir uygu için değerdi. Çadır kurma işlemini tamamladıktan sonra yemek yiyebilecek bir yer arıyorum fakat tek bir alternatif var orasıda istediğim şeyi yakındaki köyde yaptırım öyle getirecek. Ve bu saatte birtek gözleme yaptırabilirim diyor. Mecburen geceyi gözleme ile geçiriyorum fakat gözleme oldukça güzeldi ve 4 TL. Göl kenarındaki çay bahçesinde güneydoğuda alışık olduğumuz demlik ile çay servisi yapılıyor. Yani çayı demlikle getirip masanıza bırakıyorlar. Bu arada çay içen bir aile ile sohbet ediyoruz.

Çadıra geri döndüğümde hava kararmış ve komşu çadırdaki balıkçı amcalar ateş yakmışlardı. Derinceden bayram tatilini değerlendirmek için buraya balık tutmaya gelen amcalar ile tanışıyorum. Keşke çadırı kurduktan hemen sonra tanışsaydık menüde sazan balığı olacaktı ama nasip değilmiş 🙂 Neyse ki közde çay ve patates ve sıcak bir muhabbet var.  Biraz bisikletten biraz balıkçılıktan konuşuyoruz. Bu gölde balıkçılık yapmak öyle kolay değil. Gölün tamamı otluk olduğu için ağ atılamıyor, oltaya takılan balığı da makarası ile çekemiyorsun. Şişme bir bot vasıtası ile eline aldığın oltayı sara sara oltanın bulunduğu noktaya kadar gidip balığı öyle alıyorsun. Gece hava oldukça soğudu, amcalar da bu konuda beni uyarmışlardı. Polar giyisilerimi giyerek sıcacık uyku tulumum içerisine giriyorum. Gece birkaç kez köpek havlamalarına uyansam da köpek havlamasının iyi birşey olduğunu düşünerek uyumaya devam ediyorum.

Tur Bilgileri

Günlük Alınan Mesafe: 100km
Ortalama Hız: 15.02km/s
Toplam Alınan Mesafe: 225km

Yükseklik Grafiği

Pamukova - Göynük Mudurnu - Bolu Yükseklik Grafiği

Pamukova – Göynük Mudurnu – Bolu Yükseklik Grafiği

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Post Navigation