Kim demiş kış aylarında bisiklete binilmez diye! Siz yeterki doğru ekipmanı seçip gerekli önlemlerinizi alın ve keyfini çıkartmaya bakın. Başkalarının dediği olumsuzluklara ise kulak asmayın. Bizde bu düşünceye sahip insanlar olarak iş yerinden gezgin bir ruha sahip olan arkadaşım Ahmet ile cuma günü mesai bitimine doğru kararlaştırdığımız Gebze-Yalova bisiklet turumuzu yapmaya karar verdik.

Soğuk (4°)  bir cumartesi sabahı saat 09:00’da  Gebzeden  turumuza başladık. Öncelikle Eskihisar vapur iskelesine giderek Topçulara geçecektik. Giderken yolu karıştırdığımız için birkaç km fazla yol gittik. Bunun farkına vardığımız yer ise deniz seviyesine inmemiz gerekirken sürekli hafif bir yokuş çıkıyor oluşumuzdu. Yokuşun bitmek bilmeyeceğini gördükten sonra durup telefonlardan haritaya baktık ve yanlış yolda olduğumuzu anladık. Gitmemiz gereken doğru rotayı seçtikten sonra Eskihisar Feribot Yoluna bağlandık ve 1 gidiş 2 gelişi olan bu güzel yoldan iskeleye vardık. Vapur seferlerinin her ne kadar 30dk ‘da bir olduğu söylenilse de vapurlar araç kontenjanlarını doldurduktan hemen sonra kalkıyorlardı. Ücret olarak indirimli akbil tarifesi ile (2.50 Turkish lira symbol 8x10px.png) vapura bindik. (Standart tarife ise 3Turkish lira symbol 8x10px.png) İDO vapur tarifesi ile kahvaltımızıda vapurda yaptık. İDO web sayfasında yazan 45dk ‘lık yolculuk söylenilendende az sürerek 35dk ‘da Topçular vapur iskelesine vardık.

Topçulardan Yalovaya 16km’lik yolumuz vardı. Bu yol iki gidiş iki gelişi olan ve geniş emniyet şeridine sahip bisiklet sürmek için güvenli bir yoldu. Yolun çoğu kısmını emniyet şeridinde arkadaşım Ahmet ile yan yana muhabbet ederek geçirdik. Yalovaya kadar yokuş ve rüzgar olmayışı ve güneşinde yüzünü göstermesi ile keyifli bir şekilde geldik. Yol üzerinde fidan yetiştiriciliğine ait bahçeler normal gelsede çok sayıda Safranbolu lokumu satan dükkanlar olmasına pek bir anlam veremedik.  Fidan yetiştiriciliği yapan bir bahçede ağaçtan at heykeli dikkatimizi çekiyor ve bende demir atımla yanına geçip fotoğraf çekiliyorum. Yalova girişinde Atatürk’ün “Yalova Benim Köyümdür” yazılı heykeli yanında biraz dinlenip fotoğraf çekerek ve Yalova merkezine doğru devam ettik.

Yalova merkezinde Kurtuluş Anıtını ziyaret ettik. Şehir merkezinde yapılan düzenlemeler ve şehir içerisinden akan dere Yalovaya ayrı bir güzellik katmış ve bana Eskişehir Porsuk çayını hatırlatmıştı. Şehirde bisiklet ve motosiklet kullanımı da oldukça yaygın. Bisiklet yolları her ne kadar bize yetersiz gözükse de bisiklet yolunun olması bu şehirde birilerinin bisiklet yolu olması gerektiğinin bilincinde olduğunu hissettirdi. Ayrıca kıyı şeridinde bir yer olduğu için martıların ne kadar çok olduğuna da fazlasıyla şahit olduk.

Yalova sahil şeridinde gezerken hoşumuza giden yerlerde durup fotoğraf çektik. Bir ara kendimizi kaybedip mutluluktan hoplayıp zıplamaya, amuda kalkmaya başlamışız. Meğer “Mutlu Yalova” yazısı içerisindeki kalbin içinden geçtiğimiz için içimizi bir mutluluk sevinç kaplamış 🙂

Bunca yolu geldik, hopladık, zıpladık ve karnımızda acıktı. Yalovaya gelmeden önce internetten baltığımda “Milföylü Yalova Kebabı” diye yöresel bir kebap çeşidinden bahsediliyordu. Şehir merkezindeki bir kebapçıya sorduğumuzda ilk defa duyar gibi tepki verdiğinde Milföylü Yalova Kebabından vazgeçip menüden buna benzer Annem Kebabı siparişi verdik. Acarlar Kebap dükkanında yediğimiz Annem Kebabı sunumu ve lezzeti bakımından güzel olmakla beraber Konyanın Beyti Kebabını da andırıyordu. Siparişimiz gelmeden önce hafif tereyağlı ince pide ekmeği yanında tel peynir ve tereyağı ikramıda güzeldi. Kendi fırınlarında yaptıkları ince pide ekmeği içerisine et döner konulmuş ve üzerinde salça sosu gezdirilmişti. Menü, yanına yoğurt ve pilav konularak zenginleştirilmişti.

Turumuzun dönüş yolunda meşhur Yürüyen Köşkü ziyaret edecektik. Dönüşte yine yolları karıştırıp Orhangazi yoluna saptığımızı birazda şans eseri olsa farkettik. Bugün nedense 2. defa yolları karıştırdım. Genelde bu konuda dikkatliyimdir fakat dönüş yolunda Yalova içerisinde trafik vardı, birazda trafiğin etkisi ile döneceğimiz noktayı kaçırdık sanırım. Doğru rotayı telefondan bakarak bulduktan sonra Yürüyen Köşke geldik.

Yürüyen Köşkün hikayesi, (alıntı: yuruyenkosk.com)

Atatürk, 1930 yılında, (olasılıkla Haziran ayı içinde), bir gün köşke gittiğinde, orada çalışanlar, yandaki çınar ağacının dalının köşkün çatısına vurduğunu, çatı ve duvara zarar verdiğini söyleyerek, çınarın köşke doğru uzanan dalını kesmek için izin istediler. Atatürk ise, çınar ağacının dalının kesilmesi yerine, binanın tramvay rayları üzerinde biraz ileriye alınmasını emretti.

Yürüyen Köşk ziyaretimiz sonrası Topçular Vapur İskelesine doğru yola çıktık. Dönüşte rüzgar azda olsa kendini hissettirse de yolun güzel ve emniyetli oluşu rüzgarın varlığını unutmamıza yetti. Turun en zor kısmı Eskihisardan Gebzeye çıkış bölümüydü. Tüm enerjimiz bitmek üzere iken deniz seviyesinden 150-200 metre yüksekliğe 2-3 km içinde çıkmak oldukça yorucu oldu. Fakat geriye baktığımızda bir güzel turun daha sorunsuz geçmesi ve güzel anılarla aklımızda kalması tüm bu yorgunluğa katlanmaya değerdi.

Tur Bilgileri
Toplam Mesafe : 52km
Hava Durumu : 4-14°
Yol Güvenliği : Bisiklet sürüşüne uygun

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Post Navigation